Kontaktör ve röleler
kontrolkalemi on Kas 10th 2008
Kontaktor
Enerji kesme ve aktarma işlemi yapan elektrik kumanda elemanıdır. Çalışma akımına göre DC ve AC türleri vardır.
AC Kontaktör
AC kontaktor bobinleri AC akımları ile enerjilendirilerek çalışan kontak türleridir. DC kontaktorlerden farkı AC kontaktor saç paketlerden oluşur. Nüvenin üstünde bakrıdan, kısa çubuklar bulunur. Kontaktörlerin bobin gerilimi kullanıldıkları yere göre değişik değerlerde seçilebilir. Öreneğin fabrikamızda 24V, 220V, 380V, 6300V gibi çok çeşitli tipleri bulunuyor. Aktardıkları kontak akımıa göre yüksek veya zayıf akım kontaktörleri olarak adlandırılırlar. Bunların farkı kontak yapısı ve kontak kapama sertlikleridir. SErtlik dolayısıyla bobinlerde farklıdır.
AC kontaktorlerin çalışma şekli
Bobini AC akım ile enerjilenen kontaktörlerde meydana gelen manyetik alan aetkisiyle nüveler birbirine yapışır. AC akımın yapısında var olan frekans nedeniyle (mesela 50 HZ için) saniyede 50 defa akım sıfır olur. Manyetik alanda aynı şekilde yok olur. Manyetik alanın devamlılığını sağlamak için 1/50 oranındaki enerji kesilme aralığını yok edecek ölçüde bakırdan kısa devre çubuğu konur. Enerji kesildiği anda meydana gelen zıt emk vasıtasıyla manyetik alanda devamlılık sağlanmış olur
Hareketli nüveye baÄŸlı kontaklar nüveyle beraber hareket ederek sabit kontakların üstüne kapanarak enerjinin kontaklar üzerinden aktarılmasını saÄŸlar. Bu duruma kontaktörün çekmesi de denir. Kontaktör çektiÄŸinde yardımcı kontaklar ilk hallerinin tersi konumuna geçer…
Åžalter
Elektrik sistemlerinin çalıştırılması ve durdurulmasında şalterler en önemli devre elemanlarıdır. Akımın verilmesi ve kesilmesi şalterler vasıtasıyla yapılmaktadır. Büyük güçlerde açma-kapama işlemi sırasında oluşan arkın söndürülmesi (önlenmesi) gerekir. Aksi halde önemli risk ve tehlikeler söz konusu olabilir. Elektrik devreleri bir,iki veya üç fazlı olduklarından bu sistemlere göre 1,2 ya da 3 kutuplu şalterler üretilmiştir.
Termik-Magnetik ÅŸalter
Termik magnetik şalterler bir metal elemanın kumanda ettiği magnetik tertibatla donatılmıştır. Şalter belirli sınırlar içerisinde akım değerine ayarlanabilmektedir. Ayarlanan akım değeri üzerinde bir akım geçtiği zaman muayyer bir zaman şalter devreyi açmaz. Eğer bu fazla akım sürekli geçerse şalterin bimetal elemanın kumanda ettiği kontak şalter bobine kumanda ederek şalterin açılmasını şağlar. Şalterin kapanabilmesi için kurma butonuna basmamız gerekir.
Bu şalterler diğer normal şalterler gibi aşırı akım gerektirmeden istenilen zamanda da açma-kapama yapabilir. KOllu ve paket şalterlerden farkı aynı zamanda sigorta ve aşırı akım şalteri görevi yapmasıdır. Yani hem açma-kapama hem de koruma elemanı olarak görev yapmaktadır. Sigortalar kesme akımı üzerinde bir akım geçtiği zaman devreyi açarlar. Halbuki motorlar kalkınma anında nominal akımın beş- altı katı kadar akım çekerler. Onun için sigortalar motor devrelerinde koruma yapamazlar.
Filed in dersler, elektrik, elektrik makinaları, elektronik, enerji, genel, teknoloji | No responses yet
Plc Nedir ?
kontrolkalemi on AÄŸu 1st 2008
PLC �Programlanabilir Lojik Kontrolör� İngilizce kelimelerinin baş harflerinin PLC alınarak kısaltılması ile oluşur. Endüstriyel uygulamaların her dalında yapılan genel amaçlı kumanda ve otomasyon çalışmalarının bir sonucu olan PLC tekniği, kullanıcılara A�dan Z�ye her türlü çözümü getiren komple bir, teknoloji alt grubudur. 25 yıl önce sanayi uygulamalarında kullanılmaya başlanmış ve son 10 yıldır IDEC, FESTO, MITSUBISHI, SIMATIC, TOSHIBA, SIEMENS, WESTING HOUSE, GENERAL ELECTRİC, GEC gibi firmaların, tabanı ve programlama mantığı birbirine çok yakın,kendi aralarında değişik üstünlükler ile ayrılan PLC sistemlerini geliştirmeleri ile, otomatik kontrol sistemlerinde , hız, kontrol, güvenlik, ürün kalitesi yanı sıra, yeni bir ürün imali için kumanda devrelerinin yeniden oluşturulması montajı ve bağlantıları yerine sadece PLC programlama ile giderilmesi çok büyük bir avantaj sağlamıştır. Bu da PLC tabanlı kontrol sistemlerinin endüstriyel otomasyon, devrelerinden vazgeçilmez bir sistem olarak kullanılmasını ve her geçen gün yeni özellikler ile güncelleştirilmesi gereğini doğurmuştur.
Endüstriyel kontrolün gelişimi PLC�lerin gerçek yerini belirlemiştir. İlk önce analog kontrolle başlayan, elektronik kontrol sistemleri zamanla yetersiz kalınca, çözüm analog bilgisayar adını verebileceğiz sistemlerden, dijital kökenli sistemlere geçmiştir. Dijital sistemlerin zamanla daha hızlanması ve birçok fonksiyonu, çok küçük bir hacimle dahi yapılabilmeleri onları daha da aktif kılmıştır. Fakat esas gelişim, programlanabilir dijital sistemlerin ortaya çıkması ve mikroişlemcili kontrolün aktif kullanıma geçirilmesinin bir sonucudur. Mikroişlemcili kontrolün, mikroişlemci tabanlı komple sistemlere yerini bırakmak zorunda kalması, Z80 ile aylarca süren tasarlama süresinin yanında, baskı devre yaptırmak zorunda kalınması ve en küçük değişikliğin bile ağır bir yük olmasının sonucudur. İşte bu noktada PLC�ler hayatımıza girmeye başlamıştır.
Programlanabilir lojik kontrolörlerin çıkışı 60′li yılların sonu ile 70′li yılların baÅŸlarına dayanır. İlk kumanda kontrolörleri baÄŸlantı programlamalı cihazlardı. Bu cihazların fonksiyonları, lojik modüllerin birbirine baÄŸlantı yapılarak birleÅŸtirilmesi ile gerçekleÅŸtiriliyordu. Bu cihazlarla çalışmak hem zordu, hem de kullanım ve programlama olanakları sınırlıydı. Bugünkü PLC’ler ile karşılaÅŸtırıldığında son derece basit cihazlardı. PLC’lerin ortaya çıkarılma amacı, röleli kumanda sistemlerinin gerçekleÅŸtirdiÄŸi fonksiyonların mikroiÅŸlemcili kontrol sistemleri ile yerine getirilebilmesidir. Lojik temelli röle sistemlerine alternatif olarak dizayn edildiklerinden PROGRAMLANABILIR LOJIK KONTROLÖR (Programmable Logic Controller) adi verilmiÅŸtir. İlerleyen zaman içinde çeÅŸitli firmalar muhtelif kapasitelerde PLC’ler üretmiÅŸlerdir.Bu firmalar arasında Mitsubishi, Toshiba gibi firmalar küçük tipte, kapasite bakımından alt ve orta sinif PLC’ler üretmiÅŸlerdir. Siemens, Omron, Allen-Bradley, General Electric, Westinghouse gibi firmalar da PLC sistemlerini daha geniÅŸ bir tabana yayarak alt, orta ve üst sınıflarda PLC’ler üretmiÅŸlerdir.
PLC bir bilgisayara benzetilirse; girişlerinde Mouse ve klavye yerine basit giriş bağlantıları vardır. Yine çıkışlarında ekran yerine basit çıkış bağlantıları vardır. Girişlere bağlanan elemanlara sensör, çıkışlara bağlanan elemanlara da iş elemanı denir.

Şekil: PLC Genel Blok Şeması
Üstteki şekildeki blok diyagramda gösterildiği gibi PLC sensörlerden aldığı bilgiyi kendine göre işleyen ve iş elemanlarına göre aktaran bir mikroişlemci sistemidir. Sensörlere örnek olarak, herhangi bir metali algılayan endüktif sensör, PLC girişine uygun gerilim vermede kullanılan buton ve anahtarlar verilebilir. İş elemanları için PLC çıkışından alınan gerilimi kullanan kontaktörler, bir cismi itme veya çekmede kullanılan pnömatik silindirleri süren elektro-valfler, lambalar uygun örnektirler.
PLC sistemi Analog-Digital giriş/çıkış bağlantılarıyla bir çok makine ve sistemi kontrol eder ve bu amaçla sayısal işlemleri, zamanlama, sayıcı, veri işleme, karşılaştırma, sıralama, kendi bünyesinde 8-16 bit data transferi ile programlama desteği sağlamış, giriş bilgilerini kullanarak, çıkış ünitelerine atayan giriş-çıkış, bellek, CPU ve programlayıcı bölümlerinden oluşan entegre sistemdir. Cihaz içerisinde ayrıca çok sayıda dahili (yardımcı-saklayıcı) röleler, zaman röleleri bulunmaktadır.
Bir PLC ile kontrol sistemlerinin oluşturulması:
a) Kontrol probleminin tanımlanması, ifade edilmesiyle sorunun kağıda dökülmesi,
b) Sorunun çözümü için gerekli program veya fonksiyonların belirlenmesi,
c) Programın time diagramı ve dalga şekilleriyle çalışırlığının kontrolünün yapılması
d) Programın Diagrama aktarılması (LADDER STL, SCL, FBD)
e) Programın yazılması olarak sıralanabilir.
Örneğin;
En yaygın programlama dili olarak Merdiven(LADDER) kullanılır. Fakat kompleks uygulamalarda ve yoğun matematiksel ve sisteme ilişkin blok yazılımı gerektiren programlarda STL daha ön plana çıkmaktadır. Şimdi Ladder(Merdiven) Diyagrama oldukça basit bir örnekle göz atalım;
Åžekildeki elektrik devresi;

Ladder olarak bu şekilde gösterilir ;
Filed in genel | No responses yet
TRİSTÖR
kontrolkalemi on May 27th 2008
TRİSTÖR
KONU: A. TRİSTÖRÜN YAPISI VE ÖZELLİKLERİ
a) Tristörün yapısı ve çeşitleri :

Tristör en az dört silisyum yarı iletken parçanın birleştirilmesinden oluşan , anahtar ve doğrultma görevi yapan bir elemandır. SCR ( Silikon Kontrollü Redresör) ismi de verilir. Değişik güçte tristörler imal edilmektedir. Çalışma sahası ; 50 V – 8000 V , 0.4 A – 4500 A arasında olabilmektedir.
Tristörler sırasıyla birbirini takip eden “ P � ve “ N � tipi silisyumdan yapılmış dört yarı iletken tabakadan yapılmıştır. Bu dört tabakanın en dışındaki “ P � tabakası anot, diğer dıştaki “ N � tabakası katot görevi yapar. Yapısındaki yarı iletkenler çeşitli kalınlıktadır ve değişik miktarlarda katkılandırılmıştır. Bu yüzden her katmanın iletkenliği farklıdır.
Yukarıdaki şekilde tristörün yapısı, diyotlu ve transistörlü eşdeğer devresi göstererilmiştir. Transistörlü eşdeğer devresinde G ucuna bir akım verilince NPN tipi transistör iletime geçerek kollektör akımı geçirmeye başlar. Bu kollektör akımı PNP tyransistör baz akımını sağladığı için PNP tipi transistörde hemen iletime geçer ve emiter – kollektör üstünden NPN tipi transistörün beyzine akım gönderir. Dolayısı ile G ucundan uygulanan akım kesilse bile transistörler birbirini besleme devam eder, iletimde kalırlar.
9 çeşit tristör vardır ;
1) Standart tristör: Ağır sanayi cihazlarında AC ve DC de 400 – 1000 Hz,4000V,1000A
2) Hassas tristörler : Düşük gerilimli elektronik devrelerde. 0,7V – 100uA ile tetiklenebilir.
3) Hızlı tristörler: 10 KHz’ lik frekans sınırında çalıştırılabilirler.
4) Komplemanter ( Tamamlayıcı) tristör : Geyt anota yakındır. Negatif pals ile çalışır.
5) İki geytli tetrod tristör
6) Geyt ile yalıtkan olan tristör ( GTO ) , ( GCS )
7) Fototristör
Asimetrik çok hızlı tristör ( ASCR )
9) Amplifikatör geytli tristör. Continue Reading »
Filed in dersler, elektronik, genel | No responses yet
Elektrik Tarihi
kontrolkalemi on Åžub 14th 2008
Eski Yunanlılar, kehribarın bir kürk parçasına sürtülmesi sonucunda kuştüyü gibi hafif cisimleri çekme özelliği kazandığını gözlemlemişlerdi. Elektriği ilk olarak ciddi anlamda inceleyen bilim adamı William Gilbert, 16. yüzyılın sonlarında, statik elektrikle magnetizma arasındaki ilişki üzerinde araştırmalar yaptı. Elektrik yüklerinin eksi ve artı olarak belirlenip adlandırılmasına da gerçekleştirdi. 1767�de Joseph Priestley, elektrik yüklerinin birbirlerini, aralarındaki uzaklığın karesiyle ters orantılı olarak çektiklerini buldu. 19. yüzyılın başında Alessandro Volta, elektrik pilini icat etti. Davy, 1808�de elektrik akımı taşıyan iki kömür elektrotu birbirinden ayırarak bir ark oluşturmayı başardı. Ve böylece elektriğin ışık ya da ısı enerjisine dönüşebileceğini gösterdi. 1820�de Hans Christian Orsted, içinden elektrik akımı geçen bir iletkenin yakınındaki bir mıknatıs iğnesinin saptığını gözlemleyerek, elektrik akımının iletken çevresinde bir magnetik alan oluşturduğu sonucuna vardı. Elektriğin laboratuar duvarlarını aşıp sanayideki ve günlük yaşamdaki yerini alması süreci 19. yüzyılın ikinci yarısında başladı. 1873�te Zénobe-Théopline Gramme, elektrik enerjisinin havai hatlar aracılığıyla etkin bir biçimde iletilebileceğini gösterdi. A. Edison�ın 1881�de ilk elektrik üretim merkeziyle dağıtım şebekesini New York�ta kurması ,elektrik enerjisinin evlerde ve sanayide yaygın olarak kullanılmasının başlangıcı oldu . Elektronun bulunması, diyotun ve triyot lambanın icadı, elektroniğin ayrı bir bilim dalı olarak gelişmesinin başlangıcı oldu
Filed in dersler, elektrik, enerji, enerji üretimi | No responses yet
Enerji Sorunu
kontrolkalemi on Åžub 4th 2008
Ülkemizde nükleer enerji santrali kurulması şart bunada birilerinin engel olmalarıda çok saçmadır. Türkiye enerji ihtiyacını büyük bir kısmını dışarıdan karşılamakta buda belirli sorunlar ortaya çıkarmakta. Başlıca doğalgazı İran, Rusya gibi ülkelerden ithal etmektedir. Buda Türkiye ye milyar dolarlara maal olmakta ve de bu ülkelere karşı bazı yönlerden taviz verilmekte neden kendi enerji kaynaklarımız varken başkalarınkini kullanalım ki. Nükleer enerji için gerekli hammade ülkemizde bulunmakta anlamak çok güç hadi enerji üretimini geçtim ülkemizde birtane bulunsun o teknolojiyi görsünler hiç olmazsa bunun içişn yapsınlar. İngilterede veya başka bir ülke tam olarak hatırlamıyorum nükleer santralde çalışan işçilerin her gün balık yediğini şimdi bu nerden çıkardın diyeceksiniz işçiler nükleer enerji üretimi yapılan yani buhar oluşturmak için kullanılan suyun içerisinde bu balıkları besliyorlar bunun nedenide işçiler bir hata yapmalarını engelliyorlar nasılmı eğer her hangi bir işçi hattada bulunursa buda radyasyon veya bir başka tehlike ortaya çıkacak olursa orda çalışan işçilerinde yedikleri balıklarda radyasyon oluşacağından dikkat bu şekilde yaparlarmış. Yani tehlike sadece insan hatası ve doğal afetlerden dolayı oluşabilmektedir. Bunun içinde santralin kurulacağı yerin zemini sağlam ve deprem riski az olan yerlerde kurulmalıdır.
Filed in elektrik, enerji, enerji üretimi, genel | No responses yet

